İSTANBUL TIP FAKÜLTESİ ANESTEZİYOLOJİ ANABİLİM DALI  

 

 
     
 
JOURNAL CLUP

 

Dergi klubünde bu ay Acta Anesthesiologica Scandinavica Mart sayısında yayınlanan Fransa kaynaklı (F. STEPHAN   ve S. REZAIGUIA-DELCLAUX, Creteil) bir klinik gözlem çalışması var. “ Usefulness of a central venous catheter during hepatic surgery”  

Karaciğer tümörlerinin cerrahi tedavisinde yer alan karaciğer rezeksiyonu açık cerrahi olarak yapılabildiği gibi laparoskopik yöntemle de gerçekleştirilmektedir. Her iki yöntemde de kanama esas sorunlardan biridir. Kanamayı azaltıcı önlem olarak rezeksiyon esnasında portal klempaj (vasküler izolasyon) ve santral venöz basıncın (SVB) düşük tutulması sayılabilir. Bu iki yöntemin uygulaması santral venöz basıncın monitorizasyonu eşliğinde yapılmaktadır. Ayrıca vazoaktif ajan kullanımı ve hava embolisi varlığında hava aspirasyonu gibi kolaylıklar SVK takılmasının gerekçesini oluşturur.  SVK’nın sakıncaları ise mekanik, infeksiyöz ve trombotik kaynaklı olup %5-20 oranında gerçekleşir.

            SVK kullanımının yarar-zarar dengesi, klinik alışkanlıklar ve karaciğer rezeksiyonu olgularının rutin cerrahi halini alması, bu kateterlerin kullanımı, eğer kullanılmayacaksa yerine geçecek izleme yöntemleri konusunda yazarları bir gözlem çalışması planlamaya itmiş. Çeşitli cerrahi türlerinde SVB yerine başarıyla kullanılan ve korele olduğu gösterilen periferik venöz basınç (PVB) izleminin karaciğer rezeksiyonlarında da güvenli izlem sağlayıp sağlayamayacağı araştırılmış.

 

Yöntem:

 

16 aylık dönemde karaciğer rezeksiyonu adayı hastalar prospektif olarak bu gözleme dahil edilmişler. 3 segment ve üzeri işlem major rezeksiyon olarak tanımlanırken demografik özellikler ve cerrahiye ait ( süre, teknik,  sıvı ve kan ürünü gereksinimi, vazoaktif ajan gereksinimi) kaydedilmiş. Cerrahiye ait zorluk derecesi, tümörün büyüklüğü, major hepatik venlerle olan ilişkisi de kayıt altına alınmış.

 

  • Anestezi indüksiyonu: propofol, sufentanil, atrakuryum
  • Anestezi idamesi: izofluran, sufentanil, atrakuryum
  • Yapay solunum ayarları: ETCO2 ~35 mmHg
  • Monitorizasyon: invaziv kan  basıncı, ısı, idrar

 

  • Sıvı tedavisi kriterleri: uygun anestezi derinliğinde iken kan basıncında bazal değerin % 20si kadar azalma, kalp atım hızında bazal değerin %20si kadar artma sıvı resusitasyonu için eşik kabul edilmiş,
  • Transfüzyon kriterleri: normal hastada Hct 25; iskemik kalp hastasında Hct %30 alt sınır kabul edilmiş

 

SVK kararı ilgili anestezistin tercihine bırakılmış olup bu konuda bir kriter yok. SVK pozisyonu uygunluğu sonradan çekilen grafiyle teyit edilmiş.

 

Cerrahiye giren hasta grubu SVK’ya ait mekanik komplikasyonlar (arter ponksiyonu, hematom, pnömotoraks), cerrahinin beklenen zorluk derecesi (tümörün boyutu, hepatik ven ve vena kava ile bağlantısı, vasküler izolasyon gereksinimi)  vazoaktif ajan gereksinimi, kanama ve gaz embolisi sıklığı açısından izlenerek gözlem çalışması 16 aylık bir dönem boyunca gerçekleştirilmiş.

 

Venöz basınçların ölçümü: Periferik venöz basınç (PVB) ölçümü el sırtı veya önkola yerleştirilen 42 mm’lik bir katetere bağlanan üçlü musluklu bir uzatma hattı yardımıyla yapılmış. Supin pozisyonda PVB ve SVB (eğer varsa) aynı transdusere bağlı olarak ekspiryum sonunda  ölçülmüş. Sistolik arter basıncının 70 mmHg’nin altında olması veya başlangıcın % 20 altında olması hemodinamik instabilite olarak kabul edilip bu koşullarda ölçüm ertelenmiş.. Gerek traseler gerekse nümerik değerler eş zamanlı ölçümler ile kaydedilerek saklanmış.

Ölçüm zamanları: anestezi indüksiyonu sonrası(t1); insizyon-insuflasyon sonrası 15. dakika (t2); ameliyatın 1-2.saati (t3) ve 3. saatten sonra (t4).

 

 Bulgular: Toplam 101 hasta izlenmiş hastaların özellikleri aşağıdaki gibi: (CVC: SVK takılanlar 76 hasta; no-CVC: SVK takılmadan izlenenler 25 hasta ) Sadece sirotik olanların oranı ve beklenen cerrahi zorluk derecesi SVK grubunda anlamlı yüksek.

 

 

 

 
 

Aşağıdaki şekilde ise hastaların izlenme şekline göre peroperatif gelişimleri özetlenmiş.

  

Cerrahi zorluk beklenmeyen olgulardan sadece birinde sekelsiz geçen gaz embolisi saptanırken, cerrahi zorluk beklenen ve SVK ile izlenen 27 olgunun 11’inde 12 komplikasyon gelişmiş.

 

SVB ile PVB arasında uyum:

Toplam 24 hastada bu uyum araştırılmış.24 hastada 112 ölçüm sonucu ortalama SVB 4.8±2.9 mmHg, PVB ise 6.9±3.1 mmHg olarak bulunmuş. 4 ölçüm zamanı için yapılan Bland-Altman analizi ise şöyle.

 

Bland-Altman analizi sonucu iki metod arası fark (SVB ile PVB) -2.1±1.1 mmHg olup sapma farkı üst sınır olarak 0.01 mmHg alt sınır olarak -4.2 mmHg saptanmış. 

PVB’a -2’lik bir düzeltme ile SVB’yi öngörme ±1 mmHg’lık bir sapmayla 103 ölçümde (ölçümlerin %84’ünde) gerçekleşmiş.

 

Tartışma:

Bu çalışmanın ana sonuçları:

  • Karaciğer rezeksiyonu esnasında SVK’a ihtiyaç düşünüldüğünden az,
  • SVB ile PVB oldukça uyumlu,
  • Ölçülen PVB’a  -2 ilavesiyle SVB oldukça sağlıklı olarak öngörülebilmekte.

 

SVK gerekli mi? Önceki araştırmalara benzer olarak SVK’ya bağlı %5 komplikasyonun belirtildiği bu çalışmada SVK kullanım tercihinin  cerrahi zorluk derecesinin yüksek beklendiği hastalarda olduğu görülmekte. Büyük tümör çapı, siroz varlığı, vena kava ekspozisyonu mecburiyeti gibi cerrahi zorluk derecesini arttıran olgularla (tüm olguların yaklaşık %60’ı) sınırlamak SVK kullanımı için ortalama %40 olguda tasarruf demek. Bu hem tıbbi (SVK’nın yol açtığı komplikasyonlar) hem ekonomik (SVK maliyeti) anlamda.  Bu tasarrufun hasta güvenliğini tehlikeye atmadan sağlandığı da açıkça ortada. Bu çalışmada görüldüğü gibi cerrahi zorluk derecesi düşük, siroz olmayan hastalarda SVK olmaksızın yapılan izlem her hangi bir sorun olmaksızın operasyonun tamamlanmasına yetiyor.

 

PVB’a bakarak SVB tahmin edilebilir mi? PVB-SVB uyumunun diğer çalışmalarla kıyaslanmasına gelince: bu konuda yapılmış bir çok çalışma (bunlardan bir tanesi de kliniğimizden yapılmış olan 2004 tarihli J Card Thorac Vasc Anest 18:144’de yer alan   M. Tuğrul imzalı ve 17. sırada refere edilmiş)   PVB ile SVB arasında -0.1 ile 3 mmHg’lık bir sapmalık ilişki olduğunu göstermekle birlikte esas eğilim bu ilişkinin -1.5 ile 3 mmHg aralığında  olduğu yönünde. Üstelik bu uyum periferik kateterin yeri, boyu, hastanın pozisyonu ne olursa olsun bozulmuyor. Cerrahinin uzaması (ki bu sıvı giriş çıkışının bozulması anlamına gelir) da bu ilişkinin bozulmasına yol açmıyor.

 

Gelelim karaciğer cerrahisine özgü sorunlara! Portal klempaj ve deklempaj anlarında PVB-SVB ilişkisinin bozulma eğilimi gösterdiği yazarlar tarafından söylenmekte. Bunun nedeni porta klemplenmesine bağlı akut venöz staz etkisini SVB üzerinde hemen gösterirken PVB üzerinde bu değişikliğin görülmesi bir süre alıyor. Gerek klempajın yarattığı akut kalp debisi düşmesi gerekse bu anlarda kullanılan vazoaktif ajanlara bağlı görülen venokostriksiyon  PVB-SVB gradyanının artmasına yol açıyor.  Neyse ki bu etkiler geçici ve karaciğer cerrahisinde esas hedeflenen durum olan düşük venöz basınç ihtiyacı bu klempajdan önce oluşturulması ve ölçümler yoluyla ortaya konulması gereken bir durum.

 

Sonuç olarak çok özel bir cerrahi zorluk beklenmeyen ve sirotik olmayan karaciğer rezeksiyonu adaylarında SVK takılmasının rutin bir işlem olması tartışılmalı.

 

      Coronary artery revascularization prior to abdominal nonvascular surgery
 
 

                           

Copyright© S.DİNÇER 2003-2004